Baykuş Postası Nedir?

Günlerden Cumartesi, öğlen saatleri.
Domatesli taze fasulye kokuyor evin içi.
Ee, ne de olsa akşamın yemeğini erkenden hazır etmeli.
Açık pencerelerden biri; hışırdıyor alt komşunun camından kurtulan perdeleri.
Yeni yıkanmış çamaşır kokusu doluyor içeri, ah, kim yapacak şimdi o ütüleri?
En iyisi fokurdatmak bir Türk kahvesi; uzatmak ayakları, -aman!
Başka tarafa uzat, karşı duvarda fotoğrafıyla bakıyor dedenin fesi.
Şimdi almalı eline en sevdiğin kitaplardan birini,
Birkaç an boyunca kapatmalı gözleri.
Hayal kurmalı bir müddet, kitabın baş karakteriyle bütünleşmeli.
Tatlı bir yaz meltemi, ya da belki sonbaharın karayeli,
Örtmeli mi artık pencereleri?
Ah, dalmışsın meğerse, hayalle karışık bir tembel rüya silsilesi,
Çıkarttırmadı tadını, uyandırıverdi kapıda bir zil sesi,
Gülümsemeli kim çıkarsa çıksın şimdi ama bir saniye, bu da nesi?
Ah nasıl da unutmuşsun, gelecekti ya hani bir tanesi...
Nasıl da paketlemişler, pek de uymuş mavisiyle pembesi,
Aç bakalım bir, güzel mi kokuyor yoksa, o da nesi?
Kokusu çiçek yaprakları belki, papatya mı, defne mi?
Şaşır, ama şşt! İçindekiler çok gizli
Ama görüyorsun ya, senin için özel hazırlanmış hepsi
Saklama kocaman gülümsemeni, bu ödül senin, bugün Cumartesi!
Ah güzel sahip, uğraş bakalım şimdi,
Bak gördün mü, ettin bir hınzırlık, mutlu ettin kendini!



Aslında ben de bilmiyordum Baykuş Postası'nı şiirle anlatabileceğimi. Ayh, bak elim alışmış, bırakamadım kafiyeyi.


Hay aksi. Kendimi tanıştırmadım, değil mi? (Yine kafiye)

Bendeniz yönetici baykuş, nam-ı diğer postanın birincil sahibesi. Öyle sizli bizli konuşmak yerine, dedim ki kendi kendime, haydi kızım baykuş, en iyi sen anlatırsın postayı. Hem zaten aramızda lafı mı olur? Ne de olsa bundan böyle sık sık görüşceğiz.


Bakınız şimdi. Açık konuşacağım. Neredeyse hepimiz delirmiş durumdayız. Hayat koşulları, tantana, gürültü patırtı, baskılar, tabular... Hayat herkes için her yerde çok zor. Hepimizin hayatta kalabilmek ve akıl sağlığımızı koruyabilmek için bir şeyler yapmaya ihtiyacı var. Bu sizin için pul koleksiyonu yapmak olabilir; ben de mesela çöp ev yapmayı seviyor olabilirim (kibrit çöpünden). Ama bazen, bir boşluğa düşer ya hani insan, en sevdiğiniz yemek sıradanlaşır, film karakterleri klişeleşmeye başlar ve en sevdiğiniz yazarlar kitap yazmayıverirler, kaynamaz güğümler, dönmez tekerlekler ve hop! Bir bakmışsınız ki ne yapacağını bilemez, canı sıkılan, yuvarlanıp giden bir Ben çıkmış ortaya. (Sen ya da ben işte)

Böyle durumlarda dışarıdan bir müdahale gerekir. Dönmeyen terkerleğe çomak sokmak gibi yani. İlk kez duyuyorsanız saçma gelebilir kulağa tabii. Bir "yabancı" ile mektuplaşmak gibi mesela. Tam bir çomak. Veya birilerinin sizi dürtüklemesi, hem de elinize bir şeyler tutuşturup, size mektuplar yazıp, "Al bakalım AyşeFatmaHayriye'ciğim, biraz para alıyorum senden malum kapitalist düzen yüzünden, hakkını helal et ama tek niyetim sana biraz faydam olması!" diyerek. İşte dürtüklenmelerin en güzeli.

Sizi tanımak için tüylerini parçalayan birkaç baykuş hayal edin. Birkaç ıvır zıvır soru soruyorlar size, tamam sizi kırk yıllık dostunuz kadar tanımayabilirler hemen, ama biraz dürtmek için yeterli alacakları cevaplar. Sonra sizi düşünmeye başlıyorlar. Üstünde fikir üretmeye. Sizi okumaya ve yorumlamaya. Sonra alıyorlar bir kutu, içine sizi mutlu edebileceğini düşündükleri birkaç yazı, kart, mektup, arada bir minik hediyeler ve kafa dağıtmanızı sağlayacak uğraşlar, projeler falan dolduruyorlar. Sonra hop, size postalıyorlar. Evet, kutunun içinden dansöz çıkmayabilir. Ve evet, içinden bir ev veya araba anahtarı da çıkmayabilir, ama en azından siz onları elde etmeye giden yolda pes etmeyin, sıkılmayın, çökmeyin, yorulmayın diye az da olsa destek verici küçük mutluluklar, uğraşlar çıkabilir. Ve ta daa! Hepsi sürpriz.

(Tabii, gerçekçi olmakta fayda var, bu kutunun tam %36'sını devlet vergi olarak alıyor, eh, sonra bir de baykuşların yemesi içmesi, tüylerinin taranması, depo ve çalışan masrafları filan derken, piii... Yine de kutudan çok güzel şeyler çıkması için elimizden geleni yapıyoruz. Ha tabii, çok zengin büyük amcalar tanıyorsanız bağış ve yatırım kabul ediyoruz, azıcık.)


İşte böyle tatlı, şirin, güzel bir şey Baykuş Postası. Tatlı heyecanlar, bir kutu dolusu.


Bıdıbıdı edince yukarıdaki şiirin havası amma da bozuldu, değil mi?


Şey, ayrıca, bu yazıyı buraya kadar okuduysanız, Okuyan Baykuş Kardeşliği'ne katılmak için son derece elverişlisiniz demektir. Onun ne olduğunu da buradan okuyabilirsiniz.

Ve bitirirken... Bakın şimdi, tam burada şaşkın bir surat varmış gibi düşünün; ve suratın yanında şöyle yazıyor: "Aaaa! Yoksa siz hala kendinizi B.P. ile mutlu etmediniz mi?"

Sloganı da kondurduk, oldu bu iş.

Çav!



Not: Aklınıza takılan daha detaylı sorular varsa Sıkça Sorulan Sualler sayfasını ziyaret edin. Öptüm.